Showing posts with label Steam. Show all posts
Showing posts with label Steam. Show all posts

Sunday, August 19, 2012

Bana bu şehir XL

Çok şükür yaradana, paylaşımın cırılcırıl sıçıldığı şu internet aleminde artık benim de , sıçacileceğim , üstelik toplu halde sıçtığımız için herhangi bir sosyofobi yaşamayacağım bir mecraya kovuştum. (tıpkı normalde mastürbasyon sonra ince bir pişmanlık yaşarsınız, bu bir sonraki mastürbasyonu bi süre geciktirir.  Oysa toplu mastürbasyon olsa misal askerde toplu mastürbasyon seansları olur, bu seanslardan sonra pişmanlık değil de gürül gürül keyif olur hep yapasanız gelir, öyle. gerçi bu örnek cok alakasız oldu. ama sanırım asker anısı sıkıştırmak istedim we).

Evet bu seferki postumda Evli mutsuz çiftler için ilaç gibi olacak bir oyun tanıtıcam. Oyunun adı Cities XL.  

İmdi bir kere kaliteli bir oyunun bana göre tek ve gerçek göstergesi, oyunun kendisine ait bir wikiye sahip olması ki. İnanmayacaksınız bu oyunun kendi wikisi var. citiesxl.wikia.com muydu neydi öle bişi. Artı olarak steam'de falan, indirim zamanı denk gelmesseniz, fiyatı 50 dolar falan ki, tek kalemde eni konu bir şehir kurma oyununa bu parayı vermeniz, plaza / ofis ortamlarında gayet pozitif puan olarak geri dönecektir

Oyunun çevre birimlerine kısaca değindik, kendisine bakmak gerekirse. Bir kere oyundaki coğrafi birimler (her türlüsü var, işte adalara kurulu miami styla, deltalar, nehirler, lagunlar, new york , körfez , dağ, göl,  kahverenginin ve toz toprağın maviyle buluştuğu muhteşem doğasıyla dubai/katar veya Ortaasyadan akdenize bir kısrak başı gibi uzanan bir yarımada ne ararsanız ..) çok başarılı, ve yüksek rezülösyonda muhteşem gözüküyorlar. 

manzaradan kendimizi alabilirsek, oyunu oynamaya geçebiliriz. (bu manzara meselesini, şiddet popüler kültürünün türlü göndermeleriyle doldurulmuş kafası testeronlu arkdaşlar, mümkün olduğu kadar ekrana bayık bakarak hayranlık taklidiyle geçiştirebilirler. yanınızdaki mor ve somon rengi partneriniz için bu yeterli gelecektir).

Oyuna şehir dışından iç bölgelere doğru bir otoyol hattı çekerek başlıyoruz. Otoyolu dilediğimiz yerde sonlandıktan sonra oraya bir belediye binası dikip halkımıza hizmete başlayabiliriz.

Ve oyunumuz tam bu noktada alalade** bir blizzard oyunundan ayrılıyor değerli okuyucularım. Biliyorsunuz hangi idiot blizzard fanboyuna , blizzin en cok nesine köpek oluyorsun desen. -"Ağabey oyunları çok dengeli oluyor, müthiş bir denge mevzu bahis !!"
der.


alalade** blizzard'ın bacısının bekareti gibi savunduğu upkeep/dps chartı.


İşte cities xl ise tamamen dengesizlik üzerine kurulu bir mekaniği var. Oyunda birim olarak ne dikerseniz bu size bir veya bir kaç dengesizlik olarak dönüyor. haliyle hızla bu yaptığınızı dengeleyecek işlere girişmeniz gerekiyor , bu da sizi başka dengesizliklere iteliyor. 

Misal örnek vermem gerekirse, oyuna ham madde olarak fuel oil kullanan ağır sanayi, tesisleri ve vasıfsız işçiler için pınarbaşı, gültepe tarzı mahalleler kurarak başlıyorsunuz. Fakat bu sanayiciler, bir süre sonra imalat sanayii yok nereye satıcam bunları diye zırlıyor. Siz imalat bölgesi oluşturuyonuz , buralar vasıflı işçi ve yönetici istiyor. Bu sefer şehre yöneticilerinin yaşayacağı mahalle koyuyorsunuz, suç oranı trafik vs sapıtıyor. bu böyle gidiyor. Hay sokiyim bunla mı uğraşcam diyorsanız bu işin kolayını ben şöyle çözdüm youtube'a girip olmuşuna bakıyorum.
misal. 


Ayrıca sadece birimler değil, kaynaklarda da (resources) aynı dengesizlik mevcut. Eğer Elektrik ve petrol üretimine girerseniz kirlilik heryere taşıyor. tarım arazileri, su kaynakları heder oluyor. Tersini yapsanız , petrol öyle pahalı hale geliyor ki ağır sanayi duruyor vs vs.

Bu durumda da devreye trading denen kavram giriyor. Buradan sonra zaten oyunu yapan firmanın Fransız olmasına bolca küfür etmeye başlıyorsunuz. Size şimdi trade penceresini göstermek istiyorum. 1 aydır bu ekrana bakıyorum hala acaba daha ne kadar işlevsiz olabilirdi diye düşünüp cevap bulamıyorum.



Artı olarak bi sorun daha var. o da trafik. 4 şeritli otobandan tek yön cıkış veriyorsunuz . gerizekalı fransız oyun, tam o noktaya göztepe ışıklar benzeri bir şey koyuyor. ulan tersden gelen yok, yaya yok ama ışıklar var sonra trafik keşmekeş. Zaten ben toplu taşımaya genel olarak karşıyım. zengin değilse bu şehirde yaşamasın istiyorum . heryere otoyol diktim ama her cıkışa ışık koyan bir zihniyet beni oyundan soğuttu açıkcası.






Neyseki bütün bu fantezilerinizi deneyebileseniz diyerek fransız arkdaşlar, oyunun anamenusune cheat butonu koymuşlar. bastıkca para basıyorsunuz. gayet şakirt işi bir olay. bastıkca zaman gazetesinden kurban satışından yurt kiralarından para geliyor. Böylece gerekli mastürbasyonunuzu yapıp huzurla alt+f4 yapabiliyorsunuz.

Evet Sonuç: torrentden indirin.

Thursday, April 26, 2012

Rochard

Şurda hepimiz oyun oynayan insanlarız. Hep hor görülen, itilip kakılan, sivilceleri sayılan, boy / kilo oranıyla, kütle endeksiyle dalga geçilen ve bu sene de bekar gezen bu asil topluluğun üzerinde, literally, dünyanın sorumluluğu var. Genellikle zombilerle, uzaylılarla, mutantlarla ya da kötü kalpli Almanlarla yaptığımız ve çok da arkadaşça olmayan, uğruna üüü-ü, neler neler feda ettiğimiz bu haklı mücadelede en güvendiğimiz yoldaşımız, en büyük yaptırımımız, sırdaşımız, gururumuz şururumuz olan silahlar arasında şüphesiz ki sağ elimizden sonra en önemlisi Gravity Gun. Tartışma istemiyorum. İçinizde kalmasın diye sağ alta bir anket koydum, fikrinizi belirtebilirsiniz ama gerçekten umrumda değil!!1

Mükemmel bir giriş yaptığımın farkındayım ama lütfen, dikkatinizi bir süreliğine daha yer çekimi kavramı üzerinde yoğunlaştırmanızı rica ediyorum. Efendim, genel tanımıyla yer çekimi, yerin bizi çekmesi durumudur. Bu ölümcül ve korkunç düşman bize daha çok küçük yaşlarda ebeveynlerimiz tarafından "Evladım yere oturma, taş çeker" gibi söylemlerle anlatılmaya çalışılmış olup, her yıl hayatını kaybeden bazilyonlarca insanın büyük ihtimalle %82'si falan yer çekiminden ölür yada kısa kalır. Bugünkü konumuz olan Rochard adlı oyun da söz konusu zilyarların hayatıyla oynayan, asla uyumayan ve azı da çoğu da zarar olan bu evrensel düşmanla mücadele üzerine kuruludur.


Finlandiyalı Recoil Games tarafından yapılan ve 2011 yılında pek çok ödül alan Rochard, platform tabanlı oyunların hala iş yapabildiğini göstermekle beraber geçimini Formula 1, Rally'ler, kamyon şoförlüğü ve metalcilikten kazanan Finlandiya'nın isterse vidyo oyunlarından da para kazanabileceğini cümle aleme ispat etmiştir. Sistem gereksinimleri oldukça düşük olan oyunu çalıştırdığınızda sizi kısa bir giriş filmiyle birlikte Poets of the Fall adlı yine Fin ve vokalistinin muhtemelen gay olduğu grubun yaptığı muhteşem theme song karşılar. Gerek theme song'da gerekse oyunun genelinde hakim olan Western "kültürü" bir kısmınıza Starcraft II yada daha spesifik olarak Tychus Findlay'i çağrıştırabilir ama çağrıştırmayabilir de. Astroidlerde,  vücudumuzun güneş ışığı görmeyen yerlerinden uydurulmuş bir takım elementleri, madenleri arayan Skyrig şirketi bünyesinde çalışan madenci grubunun lideri olan Rochard'ı canlandırdığımız oyun (astronomik isim tamlaması), türü tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış 2 boyutlu bir puzzle-platform olsa da akıllara zarar silahımız Gravity Gun G-lifter'ın (Helga) ve oksijenin yetersiz, yer çekiminin ise oldukça düşük olduğu bir ortamda yazıldığı bariz olan senaryosuyla... ııı... sizi eğlencenin doruklarına falan çıkarır. Yaklaşık 10 saat süren bu oyun zevkinin sonunda "Yahu ben buraya çıktım ama nası inicem trololol" diye kendi kendinize düşünmeye ve "Şimdi bi tüp Helyum olsa ne güzel olurdu" diye söylenmeye başlamışken devam oyununun geleceğine dair ipucuyla, çıktığınız o dorukta kalmaya karar vereceğinize eminim. Oyunun zorluk derecesinden de bahsetmek isterdim ama öyle bir şey malesef yok. Eğer oyun size başlarda kolay gelmişse 6 saat sonra da kolay gelecek, yok eğer zor gelmişse 6 saat sonra da bilgisayarınızı parçalamayacaksınız. Oyun bu açıdan lineer fakat neden veya nasıl bilmiyorum, kesinlikle sıkıcı değil. Her şeyden önce g.tlü göbekli, köşebent çeneli, bıyıklı, redneck mi redneck bir madenciyi canlandırdığınız ve her şeye rağmen Rocket Jump yapabildiğiniz bir oyunda sıkılmanız bence zor. Çoklu oyuncu desteği bulunmayan Rochard'ın, genelde kendi kendine eğlenmeyi bilen *öhhö* oyuncu kitlesi tarafından yadırganacağını da düşünmüyorum. Bu intergalaktik yazıma burada son verirken sizleri Rochard Theme Song Grinder's Blues ile başbaşa bırakıyor.. öf gidiyorum!

     
Rock Hard!

Friday, February 25, 2011

Ded-dü Sıpey-sü! HOoOoOooo*

*:(Japon turist şaşırma efekti)




Aylar yıllar geçer, Byb yine bir gazla yine saçma sapan, yine bir meh yazıyla döner. Efenim işbu post dahilinde muhterem Dead Space 2 isimli oyun hakkında atacağım, tutacağım, tutamazsam tuttururlar mı acep diye falcı yollarını tutacağım (falcı yolunu tutamazsam tut- tamam yeter).

Birinci oyuna seyirci olarak katılımda bulunduktan (ve oturduğum yerden de bi kamyon bok attıktan) sonra "ulan oyun olsun da beni oynasınlar" kervanına katılarak oynamaya karar verdiğim Dead Space 2 fevkalade bir süpriz mahiyetinde Doom3'ten beri alamadığım "altıma sçıcam, çok mutluyum" ruh halini tekrar bana yaşattı. O kadar yaşattı ki oynadıktan sonra yazmayı planladığım nahanda bu yazıyı anca oyunu 2. kere bitirdikten sonra yazmaya koyulabildim.

Bilen bilir, third-person shooter, first-person hack&slash sevmem, kafam girsin mütemadiyen derim. Ammavelakin, DS2'deki TPS bana hiç tiksindirici gelmedi (gariptir 1'e seyircilik ederken bok attığım unsurlardan biriydi), aksine bence oyun için en ideal görüntüyü bu sağlıyor. Arayüzün de sinsice oyuna yedirilmiş olması daha da bir havaya sokuyor insanı, böyle daha rahat bir bez bağlıyim de gelim ben dedirtiyor ferah ferah na-müsait coğrafyalara def-i cehat eyleyebilmek için.

Türlü türlü ucube kardeşlerimizi gatlarken alıştığımız FPS'lerde ne kadar kazma, ne kadar kabiliyetsiz nişan alabiliyorsak o kadar başarılı oluyoruz. Lakin kazma arkadaş Ücub-canı kol, bacak, göt, göğüs, dağ-taş tarayıp kesmesi ardından mutlu, mermisiz ama geçici bir süre hayatta buluyor. Öte yandan l33t FPS keskin nişancımız, oda dolusu Ücub-can'a head-shot attıktan sonra Ücub-can'lar için kafalarının O KADAR DA mühim olmadığını öğrenerek mutsuz, mermili ve kalıcı bir süre ölü bulur.

Ücub-can

Ücub-can'larla münakaşalarımız sırasında bir yığın farklı argüman kullanabiliriz. Misal benim favorim Force gun + Stasis + Party HARD. Force gun ile hüfleyip Ücub-can yerdeyken alayını stasis'le donduruyoruz ardından PARTY HARD NEGRAZ! Baktınız sizi açmadı sittin çeşit silah/ateş modu/modifikasyonla kendinize yakışan münakaşa sitilini geliştirebilirsiniz, pyro fanatikleri için bir adet alev makinası bile mevcut bulunmakta.


Edward Norton Party Hard manevrasını gösteriyor.




Aman dikkat spoiler var falan gibi olaylara girmeyeceğim lakin spoiler vermeyeceğim lakin oynayın görün arkadaşım, ama şu solumda gördüğünüz ingiliz aksanlı YU BASTIĞD! diyişini yidiğim hanımefendinin bi resmini koymayı görev bilirim. Güzelim gözü- MA BAD! gözleriyle paçamızdan akan Ücub-can'larla dolu oyuna ayrı bi güzellik katıyor. Yirim seni Ellie.

Uyleyken (if X) buyle (then Y), yani if X = then Y üzerinden, X=Y'ye gidecek olursak uyleyken (if X) buyleyse (then Y) aynı zamanda uyleyken uyle ve buyleyken buyle bu oyun. Oynayın, coşun, sçın sıvayın. Sonuçta eğlenirsiniz, lakin ben eğlendim. Ben zevkleri gelişmiş bir insan olduğuma göre siz eğlenmezseniz zevksizsiniz arkadaşım. GTFO.

Thursday, August 26, 2010

Ain't No Rest For The Wicked

Eski oyungezerlerden birini karıştırırken rastladım Cage The Elephant'a. Tarzlar konusunda her zaman kararsızlıkta kaldığım için alternatif deyip geçeceğim. Güzide grubumuzun piyasada ki zilyonla gruptan ne farkı var, şudur ki efenim Borderlands'in açılış videosunda Ain't No Rest For  The Wicked adlı parçalarının yer alması. Daha da önemlisi bu bağlayıcı girişle hem Borderlands hem de steam hakkında yazabileceğim.
CtE, dinlemesi gayet zevkli, söz olarak harikalar yaratmasalar da bir ankara türküsü kıvamında da değiller(dongidi dongidi). Kısaca ne müzik ne de söz olarak yeni birşeyler kattıklarını söyleyemem ama varolanı gayet güzel icra ettiklerini söyleyebilirim. 2008 de ilk albümlerini çıkaran amcalar, o zaman dan beri birtakım tur/konser ve 4 de single etmişler. Ain't No Rest For The Wicked, The Bounty Hunter filminde de kullanılmış ayrıca. Yeni albümün bu sene içinde gelebilirmişmişmiş. CtE ile ilgili kısmımız kulak memesi kıvamına gelene kadar, diğer harçlarımızı katalım yazımıza.
Aylar sonra Borderlands yazmanın sebebi ise, geçen hafta içinde, steam'in hafta ortası etkiliği çerçevesinde 30 dolardan sattığı oyunu %66 indirimle 10 dolardan vermesi. Aynı indirim, oyunun 3 indirilebilir içeriği içinde geçerliydi. Dolayısıyla benim gibi steam sevdalısı olan ve wishlist'inde Borderlands bulunanlar bayram etti. Evet itiraf ediyorum:
I LOVE STEAM!
Steam bunu hep yapıyor zaten, sık sık bizi çıldırtıyor. Yazın başında yaptığı büyük indirim zaten aklımızı almıştı. İndirimsiz bile gayet ucuza gelen firmaların toplu paketleri, bu indirimde gözümüzden yaş getirecek fiyatlara inmişti. Mesela 1500 bazilyon oyun içeren THQ paket 49.99 dolardı ve kimilerimiz, diğerlerinin alacak parası ver mıdır, ben alırım da onların biryerleri şişer mi diye hiç düşünmeden aldı bu paketi, sonra görmemişler gibi tüm oyunları yükleyip 1 saat oynayıp bıraktı. Biz de kedinin kasap camında saçlarını taraması misali izlediydik bu trajediyi steam'in arkadaş etkinlikleri kısmında. Evet itiraf ediyorum:
I HATE BYB, THE TERBİYESİZ!
Steam'i daha önce duymayanlar için ilk önce dramatic look atıyoruz(INincaaa). Steam, Half Life ve Team Fortress efsanelerinin yapımcısı Valve tarafından biz oyunseverlerin hizmetine sunulan, bir online oyun dağıtım ve oyun topluluğu hizmetidir. Steam'in minnacık bir programcığı sayesinde hem arkadaşlarınızın steam üzerinden oynadığı oyunları görebilir, onların oyunlarına katılabilirsiniz ve oyundayken bile mesajlaşabilirsiniz Xfire ve GameSpy Comrade gibi. Bunların da ötesinde achievement'ları görüp karşılaştırabilir, yapamadıklarıyla dalga geçebilirsiniz. Steam'in asıl gücüyle, neredeyse piyasanın tüm sağlam firmaların oyunlarının çoğunu dijital olarak dağıtması(Hala bir iki dev steam'le anlaşmamış durumda ki, onlar da kendi çevrimiçi oyun platformlarını kuruyorlar, bakınız May God Bless Blizz).
Steam'in öncülüğünü yaptığı ve artık bir çok farklı platformun da çok yakında peşinden geleceğini bildiğimiz çevrimiçi oyun dağıtım servislerinin ne gibi avantajları var derseniz ben size hemen bir bira ısmarlar ve kendim de çikolata değil afiyetlen çukulata yerim(çikolata da neymiş, de git sevimsiz şey). Neden diye sorma, işte öyle birşey. Bu işin hem satıcıya hem de oyuncuya faydası çok. Ne var ki işin kapitalist yanı yani dağıtımcı benim zerre umrumda değil, very very in my penis! Adam gibi oyun yapsınlar yeter. 
Oyuncu için faydaları ise say say bitmez, şifa şifa. Herşeyden önce yapılan kampanyalar, uzun deneme süreleri, ücretsiz oyunlar (Alien Swarm gibi) ve indirimler yeter. Bunun yanında aldığınız oyunların dijital olması, mekan değiştirirken sizi yanınızda dvd, harddisk taşıma gibi dertlerden kurtarıyor. Herhangi bir yerde internetten steam sunucularına bağlanıp, hasabınıza bağlı oyunları inanılmaz hızlarla indirebilirsiniz(1mbit bağlantıda 120kb download hızı görürseniz şaşırmayın). Halen bizim ülkemiz için çok pratik gibi gözükmese de, bence muazzam bir olay bu. Kurulum derdi de olmadan, inen oyunlar oynamaya hazır olarak geliyor.  Oyunların dijital olması, üreticilerin üzerindeki yükü de azalttığından, bunlar bize hep indirim/kampanya olarak geri dönüyor. 
Steam üzerinden sevdiğiniz oyunları/firmaları takip etmek de çok kolay. Arayüzü gayet başarılı. Bu sayede çıkacak olan yeni oyunları, pre-purchase olanaklarını, ücretli/ücretsiz DLC'leri, videoları kaçırmıyorsunuz, gözünüze gözünüze sokuyor zaten. Kendi içindeki forumlarını ve teknik desteğini de unutamam. Bu paragraftaki ve daha nice (aslında oyun oynamak ve indirmek haricindeki) özelliklerinden faydalanmak için de programı bile kurmanıza gerek yok, steam'in sitesinden de yapabiliyorsunuz.
Steam'in en sevdiğim yönlerinden biri de bağımsız oyunları da dağıtması. An itibariyle 10 dolar altı 652 oyun ve 5 dolar altı 206 oyun barındırmaktaydı. Bunların çoğu bahsettiğim bağımsız oyunlar. Steam ve benzeri bağımsız oyun dağıtımcıları sayesinde hem ufak bütçeli ama şahane oyunlara ulaşmamız kolaylaşıyor, hem bu oyunları yapan ufak çaplı firmalar kendilerini daha rahat tanıtıyorlar, tanınıp semiriyorlar, büyüyorlar, yüksek bütçeli şahane oyunlar yapıyorlar. Tabii ki de şaka. Bu 10 dolar altı oyunların bir kısmı eski klasikler (Deus Ex gibi mesela). Benim gibi grafik aramayan ama kalite isteyenlerdenseniz buyrun sizinle şöyle bir kahve içelim ve X-COM: Deep From Terror oynayalım, lük lük lük ftw.
Özetle her oyun oynayanın olmasa da oyuncunun (IHardcore) edinmesi gereken bir şey steam. Ki yakında, steam benzeri paltformlardan en az bir üj bej tanesi daha, bilgisayarımızın daimi uygulamalarından olacak gibime geliyor.
Neyse efenim, yeterince reklam ettikten sonra steam'i, gelelim Borderlands'e. İşte steam'den biz de 1500 bazilyon oyun alamamış olsak da, arada böyle Borderlands gibi online desteği olan oyunları kaçırmamaya çalışıyoruz. Bu arada söylemiş miydim bilmiyorum:
I REALLY HATE BYB, I HATE YOU DEEPLY THROATLY!
Borderlands, biraz steam punk'vari, biraz post apocalyptic'imsi bir evren olan Pandora'da geçen bir first person hack'n'slash, yani FPH'n'S. Mizah öğeleri bolca kullanılan, ateşli silahlarla pat küt kol kafa kopardığınız bir oyun. Uzun uzun anlatmayacağım, zaten oyunu orjinal edinmemin gazıyla yazıyorum bunları. Yoksa single kısmını yalayıp yutanlar, çoktan ellerinde tüyleriyle lavabolarından geri döndüler. Oyunun grafikleri, aksiyonu zartını zurtunu geride bırakan en güzel yanı, PC oyunlarının şimdiye kadar görmezden gelip, konsol oyuncularının köşe başlarında biz PC'ciler tarafından tekme tokat dayak yemelerine sebep olan co-op olayı. Evet itiraf ediyorum:
I WAS JEALOUS OF CONSOLERS BECAUSE OF COOP GAMES, UNTIL BORDERLANDS!
Bir Gamespy ID aracılığıyla arıyoruz kendi seviyemize uygun bir oyun, giriyoruz efem akabinde 4 kişiye kadar, 4 farklı karakterden birini seçip phew phew bang bang taratatatara bam güm efektleri eşliğinde o loot senin bu loot benim yuvarlanıp gidiyoruz. Seviye atlayıp, bir tane olan aktif özelliğimizi ve diğer pasif olanları geliştiriyoruz. Bu sırada zilyonla loot ve ceset berimizden yaşlı gözlerle bakıyor. Canımız sıkılırsa da takım arkadaşımızı arkasından melee şekilde dürterekten(!?!) onu düelloya çağırabiliyoruz. Suratına eldiven çarpmaktan çok ama çok daha tatminkar bir yöntem. Düello kesmezse arena filan da var ama, daha iş güçten gezinmekten deneme imkanını bulabilmiş değilim.
Olur da dürtmek dürtülmek isterseniz Gamespy ID'im TaintNoMore. Kesen kalın, kesilmeyin.
i hate you byb

Thursday, July 22, 2010

They're coming out of the walls!

Valve biz sayın oyunculara "Aha alın oynayın la" diyerek Alien Swarm isimli bir oyun bahşetmiş bulunmakta yeni yeni dürtüklüyorum kendisini. Gayet eğlenceli olma potansiyeli vaad ediyor, squad tabanlı tepeden görünümlü shooter. Ordan burdan yaratıklar geliyor biz de farklı görevleri yerine getirmeye çalışıyoruz, ölüyoruz, eğleniyoruz. http://www.alienswarm.com/ gidiniz bakınız, beğeniniz, steam kurup indirip oynamaya başlayınız, beni haberdar ediniz, birlikte ölelim, sevişmeden uyumayalım. Heaa bi de önemli bi detay, oyun beleş OMGOMGOMGOMGOMG!!111!!ONEONEONE!

Oyunla ilgili logo, ss falan ararken bunun çıkması ilgimi çekti, belki sizin de ilginizi oyuna çeker. Sapıklar.